Cassandra mı yoksa Pollyanna mı?
Sabah gene kalkıp salonuma demirbaş ilan ettiğim kırmızı mutfak sandalyeme oturacağım.
Biri telefon ettiğinde mutfağa su almak için gideceğim. Giderken telefon bekliyorsam kurbağa şeklinde zıplayarak, birinde balerin gibi parmak ucunda hoplayarak gideceğim. Şansım olursa iki skype görüşmesi arasında daha uzun yol olan tuvalete gidebilirim. Daha şanslı olursam eğer öğle saatinde arayan olmazsa bir kahve yapıp gene koşarak balkona çıkacağım. Sonra rol gene benim kırmızı sandalyede.. haftasonu gelirse alışverişe çıkacağım diye bekliyorum. Malûm ben, sandalyem, oturma minderim, su bardağım, bilgisayarım ve telefonum. Ah bir de bizim evin yeni uyesi Bilokma. Gayet mutluyuz tabi.
Sonuçta iş yoğunluğu olmayanların evlerindeki diy projelerini görmek için gece yatağa yatmayı beklesem de bütün gün ne yaparım acaba diye düşünmeye vakit yok. Kek, börek yapicam diye 3 beyaz kullanmama ihtiyaç yok. Ee fırsat olmayınca tasarruf modunda tek öğün yiyor olmak kilo almamada engel. Ne yalan söyleyeyim gün biterken servisteki o 1 saat müzik dinleyip, kitap okumak ya da sadece gözlerimi kapamak bile aşırı dinlendiriyormus. Şimdi istanbul trafiğinde günde 2 saat bana kalıyor modunu savunamayacağım. Ama insan oksijeni, servisini, ne kadar kafa yorsa da gerçek bir ofisi özlüyor.
Korona artık bitip rutin savaşımıza dönebilir miyiz? Yoldan sikayet etmeyeceğim, hareketsizlikten de, yoğun tempodan zaten etmem ama bu biraz hunivari oldu sanki. Evde yok, sipariş vermeye zaten vakit yok, vermek isteyenlerden biliyorum minimum 6 gün diyor. Ama bence sen 6 güne bizim yoklamaları yapar gidersin.
Şikâyet etmeyeceğim süre için anlaşmıyorum. Insanoğluyuz neticede 3 gün sonra bugünü unuturuz net.
Abartmiyorum tam 2 gün önce hava o kadar firtinali ve soğuktu ki. Nisan geldi hala kazakla oturuyoruz.kombi yakıyoruz. Hava almaya balkona bile çıkamıyoruz. Fare gibi kısılıp kaldık diye yakiniyordum. Bugün hava çok güzel, güneş belli ki ısıtıyor ki perdenin arkasından bile kolumu ısıtıyor. Ve ben buna çıldırıyorum! Bu sıcak havada eve kapandık, balkondan oksijen alıyoruz, sahile bir koşuya gidebilsek en azından, doyasıya d vitamini alabilsek.. Sonra iç sesim dedi ki dün soğuk diye çıldırdın bugün sıcak diye, dün hergün yollarda heba oluyoruz, zaman kaybı diyordun bugün evden çıkıp servise gitmek bile bir aktivasyondu. Sen ne istediğini biliyor musun insan?
Neyse sandalye zamanı gelmek üzere. En azından ne yapsam diye koltuk koltuk depresyona girmiyorum buna şükür. Buarada etrafıma baktım da evdeki koltuğumda kırmızı.. Kırmızılardan kırmızı beğen. 7 sene farkla aynı renkte mobilya alımı, hmm bunu başka bir zaman tartışalım bence de!
Biri telefon ettiğinde mutfağa su almak için gideceğim. Giderken telefon bekliyorsam kurbağa şeklinde zıplayarak, birinde balerin gibi parmak ucunda hoplayarak gideceğim. Şansım olursa iki skype görüşmesi arasında daha uzun yol olan tuvalete gidebilirim. Daha şanslı olursam eğer öğle saatinde arayan olmazsa bir kahve yapıp gene koşarak balkona çıkacağım. Sonra rol gene benim kırmızı sandalyede.. haftasonu gelirse alışverişe çıkacağım diye bekliyorum. Malûm ben, sandalyem, oturma minderim, su bardağım, bilgisayarım ve telefonum. Ah bir de bizim evin yeni uyesi Bilokma. Gayet mutluyuz tabi. Sonuçta iş yoğunluğu olmayanların evlerindeki diy projelerini görmek için gece yatağa yatmayı beklesem de bütün gün ne yaparım acaba diye düşünmeye vakit yok. Kek, börek yapicam diye 3 beyaz kullanmama ihtiyaç yok. Ee fırsat olmayınca tasarruf modunda tek öğün yiyor olmak kilo almamada engel. Ne yalan söyleyeyim gün biterken servisteki o 1 saat müzik dinleyip, kitap okumak ya da sadece gözlerimi kapamak bile aşırı dinlendiriyormus. Şimdi istanbul trafiğinde günde 2 saat bana kalıyor modunu savunamayacağım. Ama insan oksijeni, servisini, ne kadar kafa yorsa da gerçek bir ofisi özlüyor.
Korona artık bitip rutin savaşımıza dönebilir miyiz? Yoldan sikayet etmeyeceğim, hareketsizlikten de, yoğun tempodan zaten etmem ama bu biraz hunivari oldu sanki. Evde yok, sipariş vermeye zaten vakit yok, vermek isteyenlerden biliyorum minimum 6 gün diyor. Ama bence sen 6 güne bizim yoklamaları yapar gidersin.
Şikâyet etmeyeceğim süre için anlaşmıyorum. Insanoğluyuz neticede 3 gün sonra bugünü unuturuz net.
Abartmiyorum tam 2 gün önce hava o kadar firtinali ve soğuktu ki. Nisan geldi hala kazakla oturuyoruz.kombi yakıyoruz. Hava almaya balkona bile çıkamıyoruz. Fare gibi kısılıp kaldık diye yakiniyordum. Bugün hava çok güzel, güneş belli ki ısıtıyor ki perdenin arkasından bile kolumu ısıtıyor. Ve ben buna çıldırıyorum! Bu sıcak havada eve kapandık, balkondan oksijen alıyoruz, sahile bir koşuya gidebilsek en azından, doyasıya d vitamini alabilsek.. Sonra iç sesim dedi ki dün soğuk diye çıldırdın bugün sıcak diye, dün hergün yollarda heba oluyoruz, zaman kaybı diyordun bugün evden çıkıp servise gitmek bile bir aktivasyondu. Sen ne istediğini biliyor musun insan?
Neyse sandalye zamanı gelmek üzere. En azından ne yapsam diye koltuk koltuk depresyona girmiyorum buna şükür. Buarada etrafıma baktım da evdeki koltuğumda kırmızı.. Kırmızılardan kırmızı beğen. 7 sene farkla aynı renkte mobilya alımı, hmm bunu başka bir zaman tartışalım bence de!


Yorumlar
Yorum Gönder