Korona'dan Ken' e , beynim beni terketme
Gülüyoruz, eğleniyoruz, önemsemiyor gözüküyoruz falan ama bu bizlerin aslında dayanıklılık gösterisi.. Dalga geçmeden bu hayat geçer mi? Bunca şeye ağla ağla içimiz şişer, hergün o kadar şey yaşıyoruz ki duygusallığı, korkuları birşekilde kapatacağız kamufle edeceğiz..
Hic unutmuyorum yıllar önce annem, ben ve eşim dedemin insanları filmine gittik. Annem filmin ne kadar duygusal olduğunu duyduysa artık yanına tuvalet kağıdı almış. Tam sahnesi ben ağlıyorum, annem ağlıyor, salonda burun çeken teyzeler dolu. Annem önümdekinin sırtına dokundu. Kadın döndü baktı. Annem uzattı çantasından tuvalet kağıdı kadına. Kadın aldı. Annem döndü çaprazındakine uzattı derken. Biz ağlamayı bıraktık, ben baya napıyorsun annem sen moduna girdim. Biz salondan çıkarken annem filmin yönetmeninden çok teşekkür aldı. Öyle dramatik bir ortamdan çıkışımız komikti.
Bugünlerde corona hayatımızın tam orta noktasına yerleşmiş durumda. Hepimizde korkularından kaçar bir eda ile korona şiirleri, şarkıları, dansları geçip gidiyor.
Bugün, yarın, geldi, gidiyor derken herkes eve hapsoldu. Evdekal sloganlariyla evden çalışmalara başlanıldı çoğu iş yerinde. Bizde dün itibariyle topladık tası taragı evden rutin işlerimizi yapmaya döndük.
Öyle kötü hissediyor ki insan. Hayır zaten normal şartlarda ben zaten notebookumu alıp evde de çalışıyorum ama bu eve dönüş öyle hissettirmedi. Her zaman oturduğum minderimi, masamdaki çiçeğimi aldım. Ve birgün dönücez sağlıkla diye umarak çıktım.
Sağlıkla dönmeyi ummak mı? Dönebilecek miyiz düşüncesi mi? Dönecek bir işin olması düşüncesi mi fikrim yok. Ama insan biraz buruk kalıyor..
Dünya dönmeye devam edecek ve bizler koşturmacada kaldığımız yerden devam edecek miyiz? Hergun vaka sayısının arttığı bir zaman, bu zamanda ya benim yakınlarımdan biri de olursa düşüncesi.. Hala rüya da olabilir miyiz diye düşünmeden edemiyorum. çinde adamın biri zehirli bir kabus fısfıs ı yapmış bunu da acaba işe yarar mı diye sıkmış olabilir mi?
Daha önce doğum yaptığım zamanda da evden çalıştım evet. Ama bu benim için özel bir durumdu. Bu virus başka hissettirdi. O zaman evde bebegimle, yakınlarıma birşey olursa korkusu olmadan çalıştım.
Bugün ilk evden çalışma günümde ise kendime psikolojik olarak iyi hissedeceğim bir çalışma masası yarattım önce. Salonda cam önündeki masada. Bilgisayarlar, notlarım, su şişem,gozlugum. Masada bizden ama olmayan bir farkla Bi Lokma. Evet adını bi lokma koydu bizim japon balığının, Ali Demir. Nedenini sorduğumda 2 minik elini birleştirerek bu kadarcık çünkü, bi lokma o dedi.
Sabah kalkıp işe gider gibi giyindim. Ali Demiri anneme götürdüm. Eve geri dönüp bir mini tost ve çay ile ise koyuldum. Evde bi lokma ve ben. Bi lokma'yi her fırsatta bana bakarken yakaladım. Fanusun ardında büyüteç gibi duran camdan koca gözlerini bana bakarken buldum. Zaten rutininde çok konuşan ve ortamda konusulmayinca daralan ben abartısız sürekli skype ve telefon üzerinde konuşur haldeydim. Baktım konuşacak kimse yok, bir işe kızıyorum döndüm bizim Bi Lokmaya anlattım. Sanırım o da gün içinde yalnızlığa alışmış, bugün baya şaşkındı. o da birşeyler söyledi bana ama suyun içinde sesi çıkmıyor ki. Sadece küçücük ağzını kocaman açıp açıp kapadı.
Olay filmin dramatikliginden başlayıp, sonra bu noktaya nasıl geldi? Diye soracak olursan Türk milleti goygoyu yapıyor ama bazı şeyleri içinde yaşıyor demekten öte gitmeyeyim. Sen düşün.
Buarada günlük kahvemi içtim gene. Fal kapadım. Açınca gorduklerim elinde çiçekli bir kız, karşısında gandalf. Süpürgeli upuzun bir cadı. Delirmedim.. kapadigim falın görseline bakarsan bence evren delirdi, anlarsın. Diyeceklerim bu kadar sayın yargıç!
Allahtan yemeye fırsat yok, olmuyor. Servise binene kadar ki 528 adim, yemek saatinde yürünen 3000 adımlarda eksildiğine göre sanırım yemeye fırsat olmaması sevindirici. Can sıkıntısı ile yemek yesem Ken den ayrilan bunalimdan çikolata şelalesine düşmüş Barbie gibi 100 kilo olurdum yoksa. Barbie' nin gıdılı, can simitli ustune saclari topuzundan dağılmış, dip boyası gelmiş, çamaşır suyu dökülmüş tişörtüyle elinde supurge hayal eden bir ben olmamalıyım!
Daha ilk günden sinyalleri net alıyorum. Içimdeki sesler ritmik gürültü yapmaya başladılar. Barbienin kilolu hali, bir balığın konuştuğunu da düşünmeye başladığıma göre bu virüs beni içten yemeye başladı, ruhen hapsetti. Sonumuz hayır olsun. Amin.
Hic unutmuyorum yıllar önce annem, ben ve eşim dedemin insanları filmine gittik. Annem filmin ne kadar duygusal olduğunu duyduysa artık yanına tuvalet kağıdı almış. Tam sahnesi ben ağlıyorum, annem ağlıyor, salonda burun çeken teyzeler dolu. Annem önümdekinin sırtına dokundu. Kadın döndü baktı. Annem uzattı çantasından tuvalet kağıdı kadına. Kadın aldı. Annem döndü çaprazındakine uzattı derken. Biz ağlamayı bıraktık, ben baya napıyorsun annem sen moduna girdim. Biz salondan çıkarken annem filmin yönetmeninden çok teşekkür aldı. Öyle dramatik bir ortamdan çıkışımız komikti.
Bugünlerde corona hayatımızın tam orta noktasına yerleşmiş durumda. Hepimizde korkularından kaçar bir eda ile korona şiirleri, şarkıları, dansları geçip gidiyor.
Bugün, yarın, geldi, gidiyor derken herkes eve hapsoldu. Evdekal sloganlariyla evden çalışmalara başlanıldı çoğu iş yerinde. Bizde dün itibariyle topladık tası taragı evden rutin işlerimizi yapmaya döndük.
Öyle kötü hissediyor ki insan. Hayır zaten normal şartlarda ben zaten notebookumu alıp evde de çalışıyorum ama bu eve dönüş öyle hissettirmedi. Her zaman oturduğum minderimi, masamdaki çiçeğimi aldım. Ve birgün dönücez sağlıkla diye umarak çıktım.
Sağlıkla dönmeyi ummak mı? Dönebilecek miyiz düşüncesi mi? Dönecek bir işin olması düşüncesi mi fikrim yok. Ama insan biraz buruk kalıyor..
Dünya dönmeye devam edecek ve bizler koşturmacada kaldığımız yerden devam edecek miyiz? Hergun vaka sayısının arttığı bir zaman, bu zamanda ya benim yakınlarımdan biri de olursa düşüncesi.. Hala rüya da olabilir miyiz diye düşünmeden edemiyorum. çinde adamın biri zehirli bir kabus fısfıs ı yapmış bunu da acaba işe yarar mı diye sıkmış olabilir mi?
Daha önce doğum yaptığım zamanda da evden çalıştım evet. Ama bu benim için özel bir durumdu. Bu virus başka hissettirdi. O zaman evde bebegimle, yakınlarıma birşey olursa korkusu olmadan çalıştım.
Bugün ilk evden çalışma günümde ise kendime psikolojik olarak iyi hissedeceğim bir çalışma masası yarattım önce. Salonda cam önündeki masada. Bilgisayarlar, notlarım, su şişem,gozlugum. Masada bizden ama olmayan bir farkla Bi Lokma. Evet adını bi lokma koydu bizim japon balığının, Ali Demir. Nedenini sorduğumda 2 minik elini birleştirerek bu kadarcık çünkü, bi lokma o dedi.
Sabah kalkıp işe gider gibi giyindim. Ali Demiri anneme götürdüm. Eve geri dönüp bir mini tost ve çay ile ise koyuldum. Evde bi lokma ve ben. Bi lokma'yi her fırsatta bana bakarken yakaladım. Fanusun ardında büyüteç gibi duran camdan koca gözlerini bana bakarken buldum. Zaten rutininde çok konuşan ve ortamda konusulmayinca daralan ben abartısız sürekli skype ve telefon üzerinde konuşur haldeydim. Baktım konuşacak kimse yok, bir işe kızıyorum döndüm bizim Bi Lokmaya anlattım. Sanırım o da gün içinde yalnızlığa alışmış, bugün baya şaşkındı. o da birşeyler söyledi bana ama suyun içinde sesi çıkmıyor ki. Sadece küçücük ağzını kocaman açıp açıp kapadı.
Olay filmin dramatikliginden başlayıp, sonra bu noktaya nasıl geldi? Diye soracak olursan Türk milleti goygoyu yapıyor ama bazı şeyleri içinde yaşıyor demekten öte gitmeyeyim. Sen düşün.
Buarada günlük kahvemi içtim gene. Fal kapadım. Açınca gorduklerim elinde çiçekli bir kız, karşısında gandalf. Süpürgeli upuzun bir cadı. Delirmedim.. kapadigim falın görseline bakarsan bence evren delirdi, anlarsın. Diyeceklerim bu kadar sayın yargıç!
Allahtan yemeye fırsat yok, olmuyor. Servise binene kadar ki 528 adim, yemek saatinde yürünen 3000 adımlarda eksildiğine göre sanırım yemeye fırsat olmaması sevindirici. Can sıkıntısı ile yemek yesem Ken den ayrilan bunalimdan çikolata şelalesine düşmüş Barbie gibi 100 kilo olurdum yoksa. Barbie' nin gıdılı, can simitli ustune saclari topuzundan dağılmış, dip boyası gelmiş, çamaşır suyu dökülmüş tişörtüyle elinde supurge hayal eden bir ben olmamalıyım!
Daha ilk günden sinyalleri net alıyorum. Içimdeki sesler ritmik gürültü yapmaya başladılar. Barbienin kilolu hali, bir balığın konuştuğunu da düşünmeye başladığıma göre bu virüs beni içten yemeye başladı, ruhen hapsetti. Sonumuz hayır olsun. Amin.



Yorumlar
Yorum Gönder