Fönünü Nasıl Çekeyim Diye Sorarlarsa Hazırım Haberim Yok Gibi Çek!

Hani kafası atınca kuaföre gidip deşarj olan kadınlar var ya.. Ya da morali bozuk olup değişikliğe ihtiyaç duyanlar, bazen de denk gelir ay keyfim yerindeydi ama dublesini yaşamak için kendime ödül verdim kuaföre gittim diyenler haaah işte bugün tam da onlara ithafen yazıyorum sanırım.

Dertliyim, yıllardır şu mutluluk sarhoşu yapan kuaförleri nereye saklıyorsanız ben bulamadım ondan bütün derdim. Allah aşkına neredeyse ya bir haber edin ya da sakladığınız yerlerden bir iz bırakın gideyim yetti gari..


Yaş 30! Sanırım 10 yaşından beri bu mutlu eden şahsı aramaktayım. Esra Erol'a çıkıcam az kaldı. 10 yaşındaydım mahallemizdeki kuaför takdir belgeli öğrencilere karne hediyesi bir fön hediyesi veriyordu. Her yerde afişler var, camlarda kağıtlar falan asılı. Bilen bilir benim bonus kafayı. O zamanlarda bile herkes aaa saçların ne güzel der, sonrasında fön nasıl duruyor, saçın nerene kadar uzuyor diye sorar. O zamanlarda bilmediğim için fön acaip dikkatimde.. Ee afişlerde malum gözümü kemiriyor. Annee bende çektireyim nolur diye başladım söylemeye. Yaz tatili hediyesi vercem kendime. Annemde mırın kırın tamam dedi soluğu aldım bizim Ali Amcada. Ali Amca anneminde kuaförü tabi. Ordan biliyorum kendisini. Gidenler öve öve bitiremez.. Derdimde tabi bir yerde keşke okullar kapanmadan olsaydı da gösterseydim saçlarımı düşüncesiyle hayli kabarık.

Neyse gittik mi biz? Halk ekmek gibi bir kuyruk, ilk randevulu kuaför maceramdayım forsum sağlam ama gidene kadar . Ne kadar çok takdir vermişler arkadaş bu nedir dedirtti de.. Hayır takdir yaa adı üstünde ama bizim öğretmenlerimizde haklı, çocukların hevesini kırmayalım cebimizden mi vercez, Ali abide yapar bi güzellik demiş ola ki ipini koparan kırmızı yaldızlı takdiri alıp koşmuş gelmiş. Bitmedi o gün kuyruk. Bitemedi ızdırap olan kuaför muhabbetleri. Zaten orası ayrı bir psikolojik savaştı benim için. Yani illa büyüme sevdalısı bir kızınız varsa kuaförde 3 saat bekletin değil çabucak büyümeyi istemek bence cinsiyet bile değiştirmek isteyebilir.

Geldi mi sıra bana.. Resmen heyecan nirvana bende, başıma geleceklerden habersiz.. Saçımı düzelticekler diye bastılar en sıcak ayarda profesyonel fön makinesinin buharını, yandım anam diye çığlık atasım geldi. 3 koldan saç fırçasıyla hem hızlı hemde düzeltmeye çalışan kişiler meleklerim edasında çalışıyor. Aynada kendimi görüyorum. Kulaklarımın kenarından çekilen saçlar buhar verilirken 3 fil gücünde asılıyorlar. Asılıyorlar da saçlar gidecek diye derdine mi yanayım yanan kulaklarıma mi? Saçını öne at arkasını çekelim, yok orası burası derken bitti dediler. Ama bence o bir bitiş değil pes edişti. Yıllar sonra saçlarım azaldığında anladım ama geçmiş olsun. O pes edişin sonunda aynada kendimi gördüğümde nerdeyse korkudan ağlayacaktım. Düzleşememiş aslında düz olmayı hazmedememiş saçlarım kabarmış, altında 3 kafa saklanmış gibi duruyorlardı. Fön bu olsa gerek diyeceğim ama az çok fön çektirmiş insanları görüyordum elbet. Girerken okul zamanı niye olmuyor ki diye üzüldüğüm kuaförden çıkarken Allahım hiç bir arkadaşı görmeyelim lütfen diye eve koşar adımlarla gittim. Hayır anneme de birşey söyleyemiyorum ki kadın haklı yere fönlü kafama geçirebilir. Gerçi geçirse de hissetmezdim o ayrı ama olsun. Ertesi gün bir bahane bulup o saçlar yıkanacaktı ve benim fönden imtina ile uzak durmam taaa o yıllara dayanır.

Öncesinde de buna benzer bir bitli kafa sıkıntım vardı zaten. 1.sınıftayken kafamdaki bitlerle uğraşamayan annemin beni erkek traşı yaptırması sonucu resmen gene kaçarcasına eve gitmişliğim yok desem yalan olur. He bir de saçımı kesen kadına kesim sonunda bu bitler alnıma mı gelecek şimdi diye söylediğim için ooo bitli mi o zaman kesim  x3 para alırım demesine karşılık annemden kafaya okkalı bit döken şamarının acısını ne ben ne de bitler yaşasalardı unutamazlardı bence.

Gelelim sonrasına yıllar içinde saç kesimi, fönü derken mutluluğu bulan kadınlara özenip bir de kaş mı denesem acaba dedim ama annem hönkürünce vazgeçmiştim. Bunu duyan ve annen bana birşey demez diyen halamın götürdüğü kuaför ile kaş mutsuzluğuyla da tanıştım. Aslında benim kaşlarım çok güzelmiş annem haklıymış desem de o kaşlar gitti yerine keman yayı olabilecek, kafamı koca kafalar gibi çıkaracak saçma bir şekille geldi. Ki sonrasını bence tahmin etmişsinizdir. Eve dönüş, anneden yenen zılgıt ve hele bir daha sen beni dinleme bak diye aldığım koca bir tehdit! Ama zaten ben kuaförlere küstüm gitmem artık desem de kaşlarım isyan edip yok yeaa bundan sonra senin dediğin değil bizim dediğimiz olur dediler. Ve işte acılı başlangıç tam da burda başladı. Birbirinden bağımsız, cumhuriyetlerini ilan etmeye kalktıklarından dur demek gerekiyordu. Her seferinde bu işin raconundan da anladıkça inceltme, kavis yapma, öyle olsun dedikçe herkes kendi bildiğini yapar oldu. Her deneyim sonrası hüsran ve sinir harbiyle çıktım o salonlardan. Bitti mi hayır hadi madem kendi bildiğini okudun bari 2 sine birden aynı muameleyi yap dimi ama? Yoook ama bazen biri daha ince, biri daha kavisli, birinde kaptırılmış et ile bildiğin harpten çıkarcasına çıktım.

Manikür safhasındaki anılara girip iyice olayı çirkinleştirmek istemiyorum. Ama o noktadaki sonuç bir harika. Kötü ev sahibi kiracısını ev sahibi yaptı. net .. Nedenine gelirsek bu konuda kendimin uzmanı oldum ve en azından birine sinir yapılacaksa o benim. Kendimle kavga ediyorum. Kafam rahat.

Saç boyatmayaydım iyiydi. Ama zamanında bu büyüme hormonları beni himayesine aldıklarında yaptım bir eşeklik. Ben ettim sen etme cinsinden. Canım kumral saçlarımı marjinal bir siyaha çevirerek hem de. Sonrasında ayıkla pirincin taşını. Eskiye dönmek ya da dönememek işte bütün mesele bu oldu. Ve dönemedi! Her seferinde röfle ile hadi şu renge döneyim diye gittiğim kuaförlerde en büyük saçmalığı nişanım zamanımda yaşadım. Kafam bildiğin turuncu oldu. Nişanımı hatırlayanlar sanırım sadece havuç kafamı hatırlarlar. Ki kendisine verdiğim ayrı, düzeltmek için harcadığım para ve zaman apayrı.

Tüm bunların hepsinde çocuğum agzın mı yok derdini söylemiyorsun diyenler elbet olacak ki hemen hemen hepsinde dile getirdim. Mesleki bir gelişim sanırım hep haklı olduğunu, sebeplerinin olduğunu dile getirmeyi başardılar. Başaramadıklarında da ben pes ettim çünkü saatlerce bunu konuşmaya yemin etmişler gibi susmadan durmadan ve yorulmadan anlatmalarından yoruldum. Kaşının biri seyrelmiş, orasını küstürmüşsün, bak geçen ay gelmedin başka biri hemen bozmuş, oysa bana geleydin bu ay tamamdı bu iş, ay bu saçın çok yıpranmış yoksa yapardım, saç tellerin ince anacım yoksa olacağdı, saçların kırık hayatım ondan yoksa tutardı, aaa yok yamuk kesmişler, ay hayır tatlım ben kesmiş olamam iftira lütfen.

Tatlım,ballım,canım, aşkım, hayatım ıykkkkkkkk  ama !!

Ve bu sebeple sanırım artık mutsuzluklarımı anlatmıyorum. Caydım. Pas diyorum her seferinde. Ve anda mutlu olmaya çalışıyorum. Misal kardeşimin kına gecesiydi. Gene bir kuaför macerasındayım hem de tam gün. Benim saçımı konuşuyoruz. Öyle mi yapalım böyle mi? Ne desem boş aslında biliyorum. Çünkü elleri ne yapsa sonuç orada noktalanacak. Neyse ben saçımı kulağımın üstünden toplasam tam da olacağı noktaya gelmek için yıkadılar, fönlediler, maşaladılar, jöle toplama derken aynı noktaya geldik. Aaaa süper tam istediğim oldu diyip çıktım ordan. Aylar sonra fotoğraflara bakarken gecenin esas kızı abla yaa alınma kızma ama o gün saçın hiç olmamıştı bence, ben öyle hayal etmemiştim seni ama sen o kadar cok beğendin ki birşey diyemedim o gün dedi. Bende beğenmemiştim aslında dedim. Nasıl yaa dedi? Anlattım mutsuz olsam, tekrar yıkatsam o bu bir sürü şey hepimiz stres olup gerileceğiz, boşverdim anı yaşadım bitti gitti.

Demem o ki derdim büyük ama hangisine gitsem derdim aynı ve o kusursuz, mutlu yaptığınız kadınlardan olamadım. Beni sırf proje olarak bile görseniz bulun yahu. Buarada bu şarkı da benden size gelsin: )

Bu şarkımda aşkımı anlattım sana
Duymazsan sevgilim üzülmem buna
Alıştım yıllardır ben yokluğuna
Bir tek dileğim var mutlu olayım yeteeeer

Yorumlar

Popüler Yayınlar