Ağladıklarıma Gülüyorum - Benli Ben : ))

Kimim ve kimlerdenim....
Ben bile zaman zaman ben kimim dedim , o kadar dedim ki geçen gün yine kendimi insanların bana taktığı lakapları düşünürken buldum. O düşünce beni aldı çok daha farklı yerlere gene kendime götürdü.
            Kim olduğum aşikar tabi ki Bursalıyım ya da Bursalıydım demeliyim sanırım, evleneli kütüğüm Tokatlı : ) Hala alışamasam da gerile gerile nerelisin sorusuna Bursalıyım desem de  bu gerçek , bildiğimiz gerçek işte.
            Ne zamandır yazmadım ve o kadar zaman geçti ki, şunu da yazayımdediklerim bile uçtu gitti aklımdan..Ne kadar oldu hesap et artık , benim tembelliğimin zaman aşımı. Ama yaz gelmeye yakın eksikliğini görmeyelim tabi ki ama ne doğumgünleri , ne evlilikler,ne de doğumlar bitti. Tabi üzerine yetmedi ben hep dolu yaşayan biri olarak yaşadığım aksaklıklar da bonusu ; )
            Neyse ne diyordum en son , gene kaydım gittim çizgimden. Düşündüm taşındım da kendime de yazılı bir ben gerek dedim , arada bakıp hatırlayayım.
            Bebekliğinde fıldır fıldır dönen gözlerle , sapsarı bir bebek..Zeki derlermiş çok zeki olacak. Hala anlatırlar uzaktan kumandalı televizyonlar yeni yeni evlere girmeye başladığında bizde yokmuşta...Dedem beni kumanda diye kullanırmış ufacıkken ben daha.Ne söylenirse anlıyor yapıyorum diye bilgisayar kafalı diye sevilirmişim mesela. 8 aylıkken yürümeye başlamışım bir de ne acelem varsa..Ömrüm boyunca yürüyeceğimi hiç algılayamamışım , kimse de uyandırmamış beni. Neyse ki zaman geçmiş de paytak yürüyüşlerim konu olmaktan çıkmış zamanla. Çok sessiz , yemek vermeseler açım demeyen sus pus bir kızmışım hatta bazı noktaları hatırlayıp şaşıyorum da kendime..Nasıl o kadar susmayı başarabilmişim – aferin bana. Zaman içinde en sevdiğim şeylerden biri mısır olmuş en haşlanmışından ama süt olmayanından ; ) dişlerde dökülüyor tabi sütler ya..mısır yarısı ağzımda , yarısı da kendinde kalırmış.Bir sana bir bana misali : ) Paylaşımcıymışım teeee o zamandan. Bu konu beni hala eskilere götürür de konu olur. Anneannem her mısır yememizde yinelerdi mesela , benim küsüp kızmalarımı , ağzımdaki mısırdan çok kendinde mısır kaldığını..  Bir de vazgeçilmez anımız var ki annemi bulamayınca deliye dönmüşüm evde büyük dayılarımızda yaş 4 değilmiş bende henüz..Demişler pazara gitti ve biz o yakınlara taşınalı çok kısa bir süre olmuş. Birara beni gözden kaybetmişler , sonra bayağı bir vakit aramışlar – annem geri dönmüş ama ben yokum o derece – bir panik havası. Annem eve gitmiş ki ben kapının önünde annem kayboldu diye ağlıyorum.Deli miyim neee ;)) Buarada evden annemi bulmaya kaçıp gittiğim kendi evimiz mesafesi 1 kilometre kadar.. Çocuk cesareti mi cahillik mi.. Bir sonraki komedi bahsettiğim büyük dayılarda kardeşimin rahatsızlığı sebebiyle misafir edileceğim gece. Gene yaş anlattıklarına göre 4..Olayı hatırlasam da yaşımı hatırlamıyorum haliyle.Ağzımda sakız olduğunu gece yatakta farkettim ki , yanımda yatan dayı kızı uyudu diye söylemiyorum ve uyandırmamak için kalkmıyorum. Bu ne düşünce yarabbim. Sabah çığlıklarla uyanmama, kalktığımda dayı kızı ve ben sakız iplikleriyle saçlarımızdan bağlanmışız – bu ne sevgi aahhhhh ahhh :D Soluğu kuaförde aldık tabi kesildi canııım saçlar.
            Dünyadan bir haber ben , yeni taşındığımız bumuhit 1-2 arkadaş edinmiştim ki onlarda artık yoklar, görüşemiyorum. Sonra öğrendim okula gidiyorlarmış. Ölüp bitiyorum ama okula gideceğim ben diye – dediklerine göre hastalanmışım bile. Derdim neyse yatsana öğlene kadar kızım bee. Kalkınca çizgi film izlesene zorun ne senin. Neyse ben hastalanınca annem, ev sahibimiz ve ben gittik okula. Benim yaş küçükte biraz . Yazmamışlar beni okumam var biraz diye de misafir öğrenci  ünvanıyla gidip gelmişim koca 1 dönem okula.
            Mutlaka herkesin öyle komedileri vardır ama benim bu büyümüşte küçülmüş olan hallerim beni çok güldürüyor , bu sebeple biraz daha gülünç olayım – zarar gelmez : )       
            Zarar gelmez derken bazen garipliiklerde yok değil hani..Acıyı çok seven ben annemlerin leğende çamaşır yıkadığı o eski zamanda( ne yaşlanmışız arkadaş)  nasıl bir acı anlayışım varsa , içim yanmış sanırım.Kola şişesindeki çamaşır suyunu dik kafana.Bunu gören dayım, annem hastaneye gitmişiz. Ciğerlerim sağlam – panik yok : )
            Her sustuğum anda yeni bir an gelir mi insanın aklına..Arka sıra arkadaşım ben tam ucu kırılan kurşun kalemime ucu geri yerleştirmeye çalışırken , vur sen..O uç burnuma gir ve çıkama lütfen. Ya da canımın içi kız kardeşimin ufacık haliyle mermer sehpaya kafasına vurup pembe elbisesini kana buladığında ben,  bizi korkutmak için yaptığını düşünerek kahkaha at tamam mı canım :D
            Bir sonraki aşamada biraz büyümüş ben görüyoruz.Gene bir anaç hallerde.Amacım korumacı tavrım.Sonuç sakatlık. Bizim ufaklıklar oynuyorlar çıkmaz sokakta toplarıyla , bana da dikkat et dedi büyüklerim. Aman gözümü ayırmam yani.İnanılmaz sağduyulu , itaatkar ben. Tam o esnada sokaktaki bahçeye topu kaçtı çocukların. Zile bastılar açan yok, kapıya vurdular duyan yok. Bırakmıyorlar da orada topu – alacaklar. Dedim durun siz daha küçüksünüz ben alırım. ( Küçük dediklerimden 1-2 si ile  aramda 7-8 ay var) Hiiimen  gölgelerin gücü adına dedim atladım boyumun 6 katı bahçeye. Topu geri attım ama çıkmam zaten mümkün değil , ayağımda kocamanda bir çivi neredeyse üstten çıkacak yani : ) Eee büyüklük taslarsan anaç tavuk , çekersin böyle. Neyse sorun yok canım kurtardık ayağı sağ salim 15 gün sonra : )
            Ehhh yani mi dedin yok canım daha bitmedi. Zaman geçti daha da büyüdüm ve ailelerimizle sahile pikniğe gittik , gece çok geç saatlere kadar da kalırdık ki o günde kaldık. Arkadaşım artık tuvaletini yapmak zorunda olduğunu söylediğinde tipik anne dürtüsü hadi kızım gidinde kayaların orda yapsın ama dikkatli olun heee diye geri bildirimde bulundular. (hepinizin başına gelmiştir ama değil mi) Ayağımda Almanya’dan gelen ilk ve tek hediyem altı lastik ayakkabılarım. Zaten yürüyeyim ben onlarla , bir heves alayım değil mi ama , millet ayakkabı görsün canım : ) triplerindeyim ki neyse gittik biz ben bizim kıza dikkat et , aman düşme, ben arkaya bakıyorum vs. diyorum ki (o ara da kayalardaki yosunlar dalgayla ıslanmış bende lastiklerimle üzerindeyim – bunu çıkınca farkettik – olay yeri inceleme ekibi biz) Pat denizdeyim gidiyorum ben , dalga çekiyor da çekiyor – aman annemler korkmasın diye bizim kıza çek beni diyorum, aman sessiz ol. Nerdeee nasıl çeksin ki o koştu gitti –tek kalınca bir sakinlik geliyor bana o panikten sonra yüzme biliyor muydum ben evet evet biliyordum (ama çocukluğumda annemlerle denize gitme fırsatım olmadığı için onlar bilmiyordu bunu) neyse çıktım ben tam kayanın üzerine ,arkama bakıyorum bu kadar tırsarken düşer miyim diye , bir de üstüm kurusun diye bekliyorum. O arada bizim kız çağırmış mı bizimkileri anca yani, annem bir geldi.Ben sarılacak sanarken o korkuyla bir tane tokatı da yedim afiyetle. O korkuyla annemde ben bizim kızı düşürüyorum sanmış nasıl olduysa bu anlaşamama , anlamadım ya neyse. Ben ya bugün ya yarın öleceğim diye okula gitmedim 2-3 gün , o derece...
Çocukluğumdan beri başıma gelen bu ufak tefek olaylarda sadece anaç tavırlı , anneci bir çocuk olmam dışında bir suçum yok gerçekten. Sessiz – sakinim çoğu zaman işte.
Zaten çocukluğumdan beri , gittiğimiz 1 saatlik yere bile yedekli kitap götürmek alışkanlık bende. Nasıl seviyorum ama nasıl okumak , bambaşka birşey bana. Kendimi kaptırınca okumaya , umrumda mı dünya : ) Zaman geçtikçe nasıl umutlu ailemde, kazanacağım okuldan. Ama ben ne yaptım? Lise mezuniyetimde artık öyle bir durumdayım ki ya kazanamazsam yapamazsam diye sınava herşeyi unutarak girdim. Aşılanan o korku ailemden değil de sosyal boyuttan ağlayarak , burnum kanayarak saat önce çıktım sınavdan. Nasıl ağladım ama 3 gün 3 gece. Sonuç ne oldu , bu sene olmazsa bir daha gidemem – kazanamam korkusuyla yazdım birkaç yeri – puanım beklediğim gibi kötü de gelmemişti ama girdim Meslek yüksek okuluna. Toy , minicik kalıyordum milletin yanında zaten bir de arkadaşlarımın sürekli anlattığı başka bir olay var ki rezillik. Amfide ingilizce dersinde yeni gelen bir öğretim görevlisi , herkesle tanışmak istedi – tabi ingilizce ad –soyad –yaş – şehir şeklinde. O günde en arkada ne diye oturuyorum – bilmiyorum – aslında biliyorum da o da ayrı bir hikaye. Sıra bana geldi ben söylediğimde , hocamız boylu boyunca üzerime doğru yürümeye başladı – Repeat – ben tekrar söyledim. O bağırarak – Repeat- ben tekrarladım. En son kızım sen yaşını bilmiyor musun diye zılgıtı da yedim. Biliyorum desem de nafile. Bütün Amfi kırılıyor gülmekten. Ama adam anlamıyor işte , neyse ki bir arkadaşım ikna etti hocamızı benim 16 yaşımda olduğuma ve doğruyu söylediğime.
Öyle böyle çok zaman geçti işte. Bugün hala çok kitap okuyorum.Deli gibi puzzle birleştiriyorum. Eskisi gibi malesef sessiz değilim aksine geçtiğimiz hafta rahatsızlığımda doktor 3 gün konuşmamamı söyledi , 12 saat zor dayandım : )Anneme düşkünlüğüm daha bir arttı , yüzdüğümü ailemde gördü ve biliyor artık. Olgunluğumla ilgili insanların söyledikleri hiç değişmedi ama hayatın çabuk yıprattıklarından biri oldum, asileştim –sinirli biri oldum çıktım, garip lakaplarla yaşamaya başladım. Google diyen bir iş arkadaşım vardı mesela , tam olarak arkasını dönüp sorusunu sorduğunda cevabını alan : ) Buarada ciğerlerim inanılmaz temiz , kalbime de işlemiştir diye düşünüyorum. Espri olayına ne zaman girdiğimi hiç hatırlamıyorum : ) Dostça Kalın --




Yorumlar

Popüler Yayınlar